defterk

Şark Seyahatnâmesi: Güneşin Doğduğu Yerde

22 Mayıs 2014 Perşembe 08:30
sark-seyahatnmesi-gunesin-dogdugu-yerde

Mustafa Alagöz gezdi, gördü ve yazdı...

 










Hasretler Dicle’yedir/gözlerinin rengini zümrüt tepelerin yeşilinden almışken


Yüreğimden kopan binlerce selam olsun; Midyat’a, Nusaybin’e, Hasankeyf’e ve Siirt’in baharda zümrüt yeşili tepelerine… Sarı zaferan taş duvarına, Mardin’in belki yüzlerce sevgilinin zülfü sarısı gibi büklüm büklüm işlenmiş evlerin, konakların taşına selam olsun… Mezopotamya’ya özlemim olsun, ille de Dicle’ye olsun, baharda gözlerinin rengini yeşil yamaçlardan alan sularına… İşmar etmeler, öpücükler, el sallamalar ve bütün eski dillerle vedalaşmalar nisan ayında, yeşil denize olsun, öpücükler çoktandır çekilmiş olan Akdeniz’e ve kalker taşına… Sevmelerim ve yaslanmalarım Mor Yakup’tan bu yana dêr ve kiliselere, mescitlere, kadim mağaralardaki sunak ve tapınaklara olsun… Methiyeler, Suruçlu Mor Yakup’un dizeleri ile…

“Sende doğdum sende ölmek isterim ey vatanım.
Eylerim arz-ı türâbından gömülsün bu tenim.”

Nisan ayında Ağrı Dağı’nın kuzey eteklerinden, İrem bağlarından Tur Abidin’e yani Iğdır Ovası’ndan Nisibis denilen bin kiliseler şehrine, yani Nusaybin’e bir nefeslik yolculuğa çıktım. Gök gürlemeleri ile baharın seli ile ırmaklar ve çağlayanlar ile Anka kuşunun kanadı ile… Baharın yeşili o kadar güzel örtmüş ki dağları ovaları yamaç ve bayırları, adeta taş bulamazsın… Çok taze, çok canlı, ama baş döndürecek şekilde, gelecek vadeden bir yeşilliktir bu. Zülkarneynin duası, hıdrellez bu. Hıdrellez imi baharın gelmesinden geliyor olmalı, karlı dağların yeşillenmesinden… Bu aralar bölgede Hıdrellez bütün coşkusu ile yaşanmaktadır. 

Eski yazıtlardaki bir Süryani şiirinin şu dizelerine katılmamak mümkün mü?

“İşte geldi mâh-ı nîsân kıldı mahzunları şâd.
Kalbi zar-ı lillahzârı etti ezhâr ile şâd.”


Bütün Ortadoğu’da yeşil renk, ilahi bir anlam ifade eder. Yeşil sarıklı dede, yeşil sancak ve cihat ikilemesi… Hıdrellez’in yeşil elbiseli olması… Acaba gökkuşağının renklerinden biri olan yeşili değil de canlanma, baharın gelmesi, yeniden diriliş, toprağın bereketlenip insanlığı doyurması olarak düşünmek daha mantıklı olmaz mı?

Hıdrellez Araplarda al-khiḍr‎ “yeşil” anlamında kullanılmaktadır. Mezopotamya mitolojisinde saygın bir yeri olan, Kehf süresinde, Allah tarafından kendisine bilgi ve hikmet verildiği ifade edilen bir karakterdir. Ayrıca o, İbrahim ile İranlı mitolojik kral Feridun ile Makedonyalı İskender veya Anadolu mitolojisinde olduğu gibi İlyas ile birlikte de anılır. Ortak noktaları; iki nehrin birleştiği yer olan Mezopotamya ile anılmaları, gizli bilgilere, ölümsüzlük sırrına ulaşmış karakterler olmalarıdır. 

Evin yıkılsın sarı zaferan taş duvar/haberin var mı?

Biraz olsun seni gezdireyim dedim, ılık bir nisan nefesi ile… Midyat’ta eski yerleşim yerlerinden olan bir mağara köye gitmelisin… Haps-el nas, antik çağlardan kalma mağara ve ibadethaneleri ile bilinmektedir. Nisan teyze karşıladı bizi, elinde kilisenin kocaman temsili anahtarı ile taş evler arasından belirivermişti hani. Köyde kalan son Süryani ailedir bu. Yaşlı karı koca dışında Süryani kimse kalmamış dediler. Nisan teyze ve yaşlı kocası köyde ekip biçme işleri yanında kilisenin de temizliği ile uğraşıyor. Son cemaat, haydi ibadete…

Mumlar yaktım, dualar ettim, buhurdanlıkta yanan tütsü kokuları eşliğinde. Kiliseyi gayet temiz tutmaktadır Nisan teyze… Eşi ise köydeki diğer kiliseye bakmaktadır. Çocukları İsviçre’de yaşıyorlar… Kala kalmışlar taş duvarın dibinde. Tıpkı senin ve benim yaşlı annemiz gibi, bir zamanlar bir yerlerde duvar dibinde kala kaldıkları gibi… Ahmet Arif’in de dediği gibi “haberin var mı taş duvar”.Evet, evin yıkılsın sarı zaferan taş duvar… Kürtçe, Arapça ve Türkçe konuşabiliyor ayrıca Süryanicenin dışında. Beni gezdirirken ağlamaklı oldu gözleri, göçen bir neslin peşinden ağlamaktan yorgun düşmüş o yeşil gözleri. Belki de çocukları geldi sanmıştır, sokakta oynayan çocuklar koşup kendisini çağırdığında… Bir ilgi, bir telaş, bir kıyamet bilemezsin. Bu da bana borç olsun ki her Midyat’a gelişimde Nisan teyzeye uğrayıp ellerini öpmeli ve duasını almalı…

Nusaybin yeniden gül kokar mı?

Seni hayalen de olsa Nusaybin’de pasajlarda gezdirmek istiyorum… Suriye’nin Kamışlı şehrine açılan sınır kapısının açık olduğu zamanlar ticaret çok canlı olup çok sayıda pasajlar yapılmıştır. Fakat bugün pasajlar eski ışıltısını giderek yitirmektedir. Nusaybin, Mezopotamya’nın kuzey kısmında bulunmaktadır. MÖ 4500 yıllarında kurulan şehir, tarih içinde yukarı Mezopotamya’nın en büyük şehri olarak yer almıştır. Babilliler bu şehre Nisibis, Sümerler Nırbo, Huri-Mitaniler Nabila, Süryaniler Nasibina, Araplar Nasibeyn adını vermiştir. Hıristiyanlık dininin yayılması ile şehirde her türlü eğitimi veren bir üniversite kurulmuştur. 

“1881 tarihli American Journal of Pharmacy’de, Charles G.W. Lock imzasıyla yayınlanan bir makalede, Nusaybin’in 14. yy’da adeta bir gül tarlası olduğundan bahsedilir. Makale, yüzyıllar boyu Paris’te yapılan gülyağına hammadde sağlayan yerleri, sayarken, Nusaybin güllerini övgüye değer bulmaktadır.” Bu bilgileri nakleden Profesör N. Özgen acaba“Nusaybin yeniden gül kokar mı?” diye de sorar… Ben de bu soruyu aynen alıp ilçe sakinlerine sunuyorum…

Bugün şehir tipik bir Akdeniz şehri havası vermektedir. Zaten kırılmış bir Akdeniz iklimi hüküm sürmektedir. Eski jeolojik devirlerde buralar Akdeniz’in suları altında olup sonradan kıvrılarak Toros kıvrım dağ silsilesini oluşturmuştur. Arazi o yüzden kalkerlidir. İçindeki deniz kabuklularının kalıntılarından olacak ki toprağın rengi beyazdır. Taşlarının içi sular tarafından eritilerek oyulmuş haldedir. Dolayısıyla kolay işlenebilen bu taşlar antik çağlardan beri taş ustalarına ilham vermiştir. Bölgenin taş mimarisinde, bu taşa usta ellerde ruh üflenmiştir. Bin yıllardır bu taşlar, adeta dile getirilerek konuşturulmaktadır.

Beyazsu’ya ayaklarını daldırıp dere sakini yengeçleri ürkütmeden serinlemeli

Midyat’tan Nusaybin’e giderken Beyazsu’da mangal yakmalı, yüzlerce tesisten birinde oturup kaçak çay içmeli, o da olmadı, buz gibi suyuna ayaklarını daldırıp dere sakini olan yengeçleri ürkütmeden serinlemeli, ama yok vaktin yok, o zaman da araba ile Gırnavaz tepesine kadar, Nusaybin’e kadar elli km kadar olan bu yolu sırf çevrenin güzelliğini, kanyon vadinin yamaçlarındaki eski, kale görünümlü köylerini seyretmek adına bir tur atmalı…

Şimdi Gırnavaz da nedir diyeceksin tabii ki… Gırnavaz tepesi, Midyat’ın güneydoğusunda, Nusaybin’in de kuzeyinde yer alan bir höyüktür. Höyük, Beyazsu vadisinin ovaya açıldığı yerde kayalık bir burnun üstünde, 350 metre çapında, 24-25 metre yüksekliktedir. Höyük, cinleri ile yatırları ile biliniyor. Asırlardır insanlar orayı cinleri ve yatırları ile meşhur etmiştir. Dilek ağaçlarına çaputları bir güzel bağlamışlar. Gırnavaz Tepesi bugün aynı zamanda piknik alanı olarak da kullanılmaktadır.



Bu cin efsanesinin bir kaynağı var. Örneğin bir hadiste, “Nusaybin ecinnileri intisap için Hz. Muhammed’e geldikleri vakit bir ağaç o ecinnilerin geldiğini haber verir.” Rivayete göre o ecinniler bir delil isterler de peygamber, bir ağacı yanlarına çağırır ağaç yanlarına kadar gelir ve yine eski yerine gider. 

Nusaybin’de ikamet eden, höyüğün yakında bahçesi olan ve bize rehberlik eden bir tanıdığa bu höyük hakkında bir şeyler soracak oldum. Nerde, kimsenin haberi yok… Bu tepeye, kalabalık aileler ziyaret amaçlı gelmiş ve dua edip geziniyorlar. Diyarbakır’dan çoluk çocuk toplanmış gelmiş genç bir baba gördüm. İki yaşında çocuğu var, hasta… Gece uyanıp gülüyor ve peşinden bayılıyor diyor baba, belliki bir rahatsızlığı var… Genç baba tutturmuş bebeğim deli diyor. Yörede bilinen bir şeyhe varmış, bebeğimin neyi var diye sormuş, şeyh efendi,“senin bebeğinin neyi yok ki”demiş… Burayı tavsiye etmiş… Etmiş etmesine, “kitapta da yeri var” demiş… Kitapta yeri var derken, yukarıdaki hadisten bahsediyor olmalı… Allah şifasını versin bebeğin… Gırnavaz tepesi birçok temsili mezar ve dilek ağacı ile süslenmiş durumdadır. Bu dediğim mezarlıklar temsili birer mezarlıktır. Mezarlıkta hasta yatırılıyor… İyileşmesi bekleniyor. Ben genç baba ile konuşurken, çocuğun annesi de bebeği dizinde sallayarak uyumasını bekliyordu, ama nafile…

Gırnavaz höyüğünün eteklerinde birçok ağaçlara çaput bağlanmış… Sürre alayı gibi süslenmiştir. Bu ağaçların, Hz. Muhammed’e cinlerin geldiğini haber veren ağaçlarla bir ilgisi olabilir mi? Bilinmez tabi… Her ağacın altında da bir temsili mezar görülmekte, mezarların çevresinde de kalabalık aileler… 

Urfa’dan Tur Abidin’e/Abgar kralın izinde

Mezopotamya tam bir dinler mozaiğidir. Eski dünya da denilen Ortadoğu bütün inançların izlerine rastlanılacak bir coğrafyadır. Birbirinin inancına saygı duymayı öğrenme ve öğretme kadim geleneği sayesinde demokrasinin de beşiği olagelmiştir. Bölgenin Hıristiyanlık ile ilk defa tanışması Hz. İsa zamanına dayandığı düşünülmektedir. Rivayete bu ya… Bu bölgeye hâkim olan Abgar Krallığının efsanevi kralı Abgar, devasız bir derde düşer. Hz. İsa’nın insanları iyileştiren namını duymuştur. Haber göndererek kendisinden yardım ister. Hz. İsa, bir mendile yüzünü sürerek, yüzünün izini taşıyan bu mendili ona gönderir. Kral Abgar mendili yüzüne sürer ve iyileşir. Abgar, bu vesile ile Hıristiyanlığı kabul eder. Hristiyanlığı bu bölgeye ilk etapta yayan Abgar kral olmuştur. Dolayısıyla bütün bölgeye Hıristiyanlık yayılmaya başlar. O gün bu gündür Urfa’dan Tur Abidin’e bölgedeki kiliselerde beyaz beze işlenmiş Hz. İsa’nın yüzünü simgeleyen figürler asılmaktadır. Bu efsane de bölge halkları arasında “mendoli efsanesi” diye bilinmektedir.

Orada, Nabula’da bir bahçe satılıyor/Asur kil tabletti üzerinde

Bu topraklarda eskide hüküm süren büyük Süryani krallığı zamanında, İslamiyet’in ilk yıllarında Müslümanlar Mekke’den dışarıya hicret ederken Hz. Ömer ve arkadaşları da Süryanilerin bölgesine gelirler ve Süryani kralı misafirlerini çok iyi ağırlar. Ömer ayrıldığı zaman Süryanilere her türlü zorluklarında yardımcı olma sözü verir. Gelgit zaman Süryanilerin zorda olduğunu duyan Ömer, Müslüman Arap ve Kürtlerden oluşan bir ordu ile gelir. Süryanilerin müşkülatını kaldırır. Süryaniler, Ömer’e olan sevgilerinden Mor Gabriel manastırına Dar-ul Ömer adını verirler. Ömer’in getirdiği Müslüman Araplar buralara yerleşirler. Nusaybin ve çevresinin demografik yapısı bu tarihten itibaren değişmeye başlar. Buradaki Süryaniler zamanla değişime uğrar ve Müslüman olur. Bugün buralarda yaşayan Araplar kendilerine “Mehelmi” demektedir. Mehelmilerin Müslümanlaşan Süryaniler olduğu düşünülmektedir.

Bugün Süryani cemaati çok azalmış durumdadır. Özellikle son bir yüzyılda buraların Müslümanlaşması sağlanmıştır. Ayrıca 1990’lı yıllarda göç etmek zorunda kalan Süryaniler, son yıllarda köye dönüş kapsamında, harabe olmuş köylerine dönüyor. Avrupa’nın da verdiği çeşitli hibe programları ile köylerini imar edip ibadethanelerini yeniden tamir ediyorlar. Fakat bazen köye dönüş pek de kolay olmuyor. Çünkü 1990’lı yıllarda boşalan yüzlerce yerleşim yerine bu sefer köy korucuları ve göç etmemiş diğer ahali yerleşmiştir. Üzüm bağları kütükleri ile sökülüp yakılmış, tarihi çok eskilere dayanan yapılar ise zamanla koyun sürülerine terk edilmiştir. Mardin Bilge köyü katliamının altında yine benzer hikâyeler yatmaktadır. 

Bölgede özellikle sulanabilen arazi çok değerlidir. Bir tanıdık vasıtasıyla Gırnavaz’ın çevresindeki bahçeleri gezdik. Beyazsu denilen Çağ Çağ dersinin ovaya açılan kısmında baraj ve elektrik üretim tesislerini kurulmuş. Sulama amaçlı kanallar inşa edilmiştir. Orada, bize rehberlik yapan arkadaşımızın bahçesine uğradık, çiğ köfte yoğurup kaçak çay ikram edildi. Rehberimiz, bu bahçeyi birkaç yıl önce aldığını ve yazlık ev yaptığını anlattı. Bugün burada arazinin bir dönümünün ancak büyük meblağlarla alınabildiğini anlattı. Yan taraftaki üç dönümlük bahçeyi da almak istediklerini fakat buralarda sulanır bahçelerin çok değerli ve dolayısıyla çok pahalı olduğunu ifade etti.

Ortadoğu’da sulanır araziler her dönem çok değerli olmuştur. Kazılarda bulunan bir tablette geçen Asur dönemi kenti Nabula’nın, Gırnavaz Höyüğü olduğu düşünülmektedir. Bu Asur tabletti bir bahçe satışıyla ilgilidir. Gırnavaz’ın Nabula olduğuna ait iddia, bu tablet belgeye dayandırılmaktadır.

Min rihê şîrîn didayê hudhud er mizgîn bidaye

Aktığı ilk günden beri Mezopotamya’nın gül bahçelerini sulayan Beyazsu, Tur Abidin bölgesinin ana caddesini oluşturur. Beyazsu, Nusaybin’e oradan Mezopotamya’ya açılmaktadır. Yazın kavurucu sıcağında soğuk suları sayesinde bölgede bilinen bir dinlenme şeridi olan bu kanyon vadi, ayrıca tarihi bir ulaşım güzergâhı olmasıyla eski çağların kültürel etkileşiminde önemli bir yeri olmuştur.

“Postacı, dualarımla birlikte selamlarımı da Selma’ya ilet” bu dizenin sahibi, Kürt söz sanatının üstadı, Feqiyê Teyran’ın da hocası olan Melayê Cızîrî de bu güzergâh üzerinden sevdiği kızın memleketi olan Hasankeyf’e gidip gelmiştir.

 

 “Pur mulazim têmlîqayê mame hetta multeqayê

Min rihê şîrîn didayê hudhud er mizgîn bidaye”

“Elçinin gelmesini ümitle bekliyorum, onu görünceye dek intizarındayım/ Tatlı canımı veririm eğer hüdhüd bir müjde verirse” beytinden de anlaşılacağı üzere Mela, Hasankeyf melikinin kızı olan sevgilisi Semra’ya yazdığı beyitleri ve cevaplarını, ulakları vasıtasıyla ulaştırmıştır.

Değerli taş işleme sanatının tarihe izdüşümü/çömlek mezarlarda

Yukarıda da bahsedildiği gibi bu höyükte temsili mezarlar yapılmıştır. Bu yapay mezarların antik çağdan kalan mezarlarla bir ilintisi var mı diye birkaç gün kafa patlattım. Ama nafile, ben bir iz bulamadım… Ama yine de bir şeyler var, bir bağ kurulmuştur diyorum ama nasıl?



Yapılan kazılara göre 9 tabaka halinde, 4-5 bin yıllık kesintisiz iskâna sahne olduğu düşünülen höyük, toprak yapılardan oluşan bir medeniyetler silsilesinin izlerini taşımaktadır. Yerleşme içi mezarlarda kerpiç sanduka, küp ya da çömlek mezarlar görülmüştür. Çömlek mezarların tercih edilmesinin amacı muhtemelen haşerelerin ölülere zarar vermesinin önlenmesidir. Küp ve çömlek mezarlara çocukların “hocker” biçiminde gömüldüğü görülmektedir. “Hocker” denilen yöntem anne karnında imiş gibi yatırılarak gömülme şeklidir. Çünkü Hititlerde ölüm günü “anne günü” diye de bilinmektedir. Dolayısıyla ölülerin gömülme ritüeli çok önemsenmektedir. Ölüye armağan olarak da çömleklerin içine bölgede eskiden beri yetiştirilen buğday ve mercimek konulmuştur. Ayrıca ölü ile gömülen eşyalar arasında akik, friz, lapis, lazuli gibi değerli taşlar ile kemik ve boncuk kolyeler vardır. Bölgede çok rağbet gören değerli taş işleme sanatının izine bu mezarlarda rastlanmaktadır. Bugün Mardin ve Midyat çevresinde telkâri ve değerli taş süslemeciliği halen en gözde mesleklerdendir.

Mor Gabriel manastırının en derin yerinde ki muhtemelen ibadethanenin ilk yeri olan bir mağaradır burası, Manastırın isim babası olan Mor Gabriel’in mezarı bulunur. Bu mezarın özelliği, Müslüman ve Hıristiyan adetlerinde olmayan bir gömülme şeklidir. Mor Gabriel, mezarında oturur vaziyettedir. Ama oturur durumda defnedilme Hıristiyanlıkta yaygın olan bir durum değildir. Oturur durumda gömülmek dönemin ve zamanın getirdiği bir ritüel olmalı. Çünkü bu gömülme şekli sadece Süryani cemaati liderlerine uygulanan bir farkındalıktır.

Bölgedeki bütün tarihi yapılarda olduğu gibi bu höyük de define avcılarından nasibini almıştır. Hazine avcıları tarafından höyük delik deşik edilmiş durumdadır. Gırnavaz, gerçekten cinli bir tepe olsaydı, geceleri gelip buradaki mezarları kazıyarak gömü arayan define avcılarına, bu “maharetli” cinlerin bir çift sözleri olurdu elbet… Yukarıda bahsi geçen hadiste ecinnilerin, peygamberin sadece bir mucizesi ile imana geldikleri yazılıdır. Hadisin devamında “acaba bu mucize gibi binlerce mucize işiten bir insan imana gelmezse şeytanlardan daha şeytan değil midir?” diye sorulmaktadır. Zülkarneynin, bugün kötülük yapmada şeytanları çoktan geçmiş insanoğlunu doğru yola iletmesi ve tarihi değerleri bu açgözlü insanlardan koruması dileğiyle... 


Mustafa Alagöz


Haberin etiketleri:

Mustafa Alagöz, Gezi Yazısı, Defterk


Haber okunma sayısı: 3979

htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Teşekkürler

    Misafir diline ve emeğine sağlık Mustafa ALAGÖZ 22 Mayıs 2014 09:28

DİĞER HABERLER