defterk

'Acı Ceviz' Kitabında Mekân Tercihleri

04 Mayıs 2014 Pazar 14:52
aci-ceviz-kitabinda-mekn-tercihleri

3-5 Mayıs 2012 tarihinde Niğde Üniversitesi tarafından düzenlenen 1. Uluslararası Niğde Dil, Kültür ve Tarih Sempozyumunda akademisyen İpek YILDIZ tarafından sunulan araştırma-inceleme yazısı...


"Sen ki derinden derine
Selçuklu kokan şehirsin
Kendi yağıyla kavrulan
Gönlü zengin Niğde’sin"  Murat Soyak



MURAT SOYAK’IN ACI CEVİZ İSİMLİ ÖYKÜ KİTABINDA MEKÂN TERCİHLERİ

Mekân, insanın eylemlerini gerçekleştirebildiği, bu nedenle kurduğu bağ ile yaşamını anlamlandırabildiği için önemlidir. Hayata dair pek çok ayrıntının bulunduğu mekânlarda yaşanmışlıklarla, zamanla ilgili ipuçları da bulunmaktadır. Kurgusal yapının temel inşa araçlarından birisi mekândır. Bu durum kurgu üzerine temellendirilmiş bir tür olan öyküyü de kapsamaktadır. Metin içerisindeki diğer unsurlarla ilişki kurarak metnin anlamını ve bütünlüğünü sağlayan mekân, sadece fiziki özellikleri ile basit bir biçimde ele alınmamalıdır. “Mekân hikâyede basit bir fon değildir çünkü. Anlatmak istediklerini olabildiğince az sözcükle anlatmayı seçen hikâyeci için mekân çok boyutlu anlamlar taşır” (Çelik, 2006: 122).

Yazarın kültür birikimi yetiştiği ortam, hayata bakışı gibi pek çok unsurun etkisiyle şekillenen metinlerde mekân kullanımı çeşitlilik gösterip, farklı özellikler kazanabilir. Ayrıca edebî eserde mekân-insan arasında ilişki kurularak mekânın kullanımı işlevsel hâle getirilebilir. “Kendimizi görme, kendi olma serüvenimizi yaşama, bunu da oluşturup olgunlaşmaya yöneltme kurulan/yaşanan mekânlardan geçtiğine göre; öykünün bir yolu sürekli mekâna çıkar” (Andaç, 2006:96). Kurgusal metinlerde mekânın, mekâna ait özelliklerin okura açık veya kapalı bir biçimde aktarılması yazarın kurgu dünyasındaki tercihine bağlı olarak gelişir ve kimi yazarlarda bu aktarım gerçekle birebir örtüşmektedir.

Bu çalışmada, yetiştiği coğrafyanın özelliklerinin farkına varmış ve kaleme aldığı öykülerinde mekân tercihlerini bu farkındalığa paralel bir şekilde kurgulamış olan Niğdeli şair/yazar/araştırmacı Murat Soyak’ın Acı Ceviz isimli kitabındaki öykülerin mekâna dair özellikleri incelenmeye çalışılacaktır.

Murat Soyak’ın Acı Ceviz kitabında yer alan öykülerde üç farklı ana mekân karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan ilki; öykülerine kaynaklık eden ve eserdeki pek çok öykünün mekânı, aynı zamanda yazarın doğup büyüdüğü yer olan Niğde’dir. Niğde’ye dair pek çok iz Acı Ceviz’de yer alan öykülerde görülmektedir. Yazarın yaşadıklarının ve güçlü gözlem yeteneğinin kurgu dünyasında harmanlanması ile Niğde, öykülerde çok sık karşımıza çıkmaktadır.

“Bakılan, sonra da görülen yerin anlamıdır mekân. Bizi içinde barındıran, ama bir o kadar biçimleyen, duruşumuza/yaşayış ve hissedişimize gölgesi yansıyan, içselleşme/taşma ânlarımızda bellek labirentlerinde gezinmemizi sağlayandır mekân” (Andaç, 2006:96). Niğde de Murat Soyak için içselleşmiş ve onunla bir bağ kuracak kadar hayatında etkili olmuştur. Yazarın Niğde bağlarında, bahçelerinde geçen çocukluk günleri öykülerindeki mekân kurgusunu şekillendirmektedir. Soyak’ın öykülerinde Niğde, Niğde’nin bir mahallesi, sokak araları okuru şehirde gezintiye çıkaracak bir üslupla kaleme alınmıştır. Yazarın öykülerinde Niğde açıkça belirttiği gibi “gurbet elde hasreti çekilen güzel memleket”, samimiyetin, huzurun yeridir. “Acı Ceviz, Şen Boyacılar, Tespih, Bizim Mahalle, Bağ Bozgunu, Okul Yolu, Kuyu” adlı öyküler mekân olarak Niğde de geçen öykülerdir.

Acı Ceviz’de yer alan öykülerdeki diğer bir mekân ise İstanbul’dur. Yazarın öğrencilik yıllarını İstanbul’da geçirmiş olması ve İstanbul’a duyduğu sevgi öykülerinde ses bulmaktadır. Yazarın özellikle “İstanbul, İstanbul” adlı öyküsü mekân olarak İstanbul’un güzelliğini ve yazarda bıraktığı intibayı en açık şekilde gösteren öyküdür. “Diriliş Aydınlığında” adlı öykünün mekânı da İstanbul’dur. Yazar iki öyküsünde İstanbul’u mekân olarak okura sunarken tarihe tanıklık etmiş bu kentin tarihî ve kültürel açıdan önemini de yansıtmaktadır. Yazar “esenlik ve kardeşlik çağırısı” olarak nitelendirdiği köklü şehir İstanbul’un önemini “İstanbul, İstanbul” adlı öyküsünde şöyle dile getirmektedir: “Bir şehir ki güngörmüş, umur görmüş. Bir şehir ki zaferleri yaşamış, yenilgileri yaşamış. Nice insan gelip gitmiş. (...) Her gelen ile çok renkli, çok sesli bir şehir olmuş. Bu iklim nakış nakış işlemiş dilimizi, kültürümüzü. Görkemli medeniyet çatısı altında, asırlarca, birlik içinde yaşamanın sırrı bu şehirde saklı. İstanbul bir şehir olmanın ötesinde derin anlamlar taşıyor. (...)” (Acı Ceviz s.113)

Yazarın öğrencilik yıllarındaki hatıralarından esinlenerek kaleme aldığı “İstanbul, İstanbul” adlı öykü Altunizade’de başlar. Altunizade’de başlayan yolculuk Karacaahmet, Doğancılar parkı, Üsküdar meydanı, Valide camisi, Kız Kulesi, Şemsipaşa cami ile devam etmektedir. Öyküde “Karacaahmet, Fatih, Saraçhane, Beyazıt Meydanı, Edirnekapı, Eminönü, Süleymaniye, Sultanahmet, Kapalıçarşı” gibi İstanbul’a ait pek çok yer ismi geçmektedir. Bu öykü İstanbul’un güzelliğini okura açıkça sunan ve semt semt İstanbul’un mekânlarına tutulan bir ayna gibidir. Yolculuk sırasında öykü kahramanının dikkatini çeken, İstanbul’u İstanbul yapan yapılar ve mekânlar birer cümle ile okura tanıtılır.

“Diriliş Aydınlığında” isimli öyküde de mekâna, İstanbul’a dair derin gözlemler bulunmaktadır. İstanbul’da Kadıköy iskelesinde vapur bekleyen insanlar ve o mekânın sunumu doğallığı bozmayan bir üslupla yapılır ve böylece okurun mekân algısında gerçekçilik hissi daha da kuvvetlenir.Kadıköy iskelesindeki manzara öyküde şu şekilde verilmektedir: “Deniz sakin bugün. Küçük işyerleri iskeleye yakın sıralanmış. Denize nazır çay ocaklarında gazete-dergi okuyanlar, sohbet edenler göze çarpıyor. Rıhtımda bekleyen kalabalık, vapurun iskeleye yanaşmasıyla birlikte hareketlendi. Vapurdaki yolcular indikten sonra bekleyenlere yol verildi.” (Acı Ceviz s.77)

“Diriliş Aydınlığında” öyküsünde Kadıköy’den Eminönü iskelesine yolculuk eden kahramanın bu deniz yolculuğuyla birlikte aslında kendi iç yolculuğu öne çıkarılmaktadır. Denizin ortasında insana huzur veren mavilikle derin bir içsel yolculuğa çıkan kahraman, çocukluğundan başlayarak bulunduğu ana kadar hayatındaki önemli anları hatırlar. Mekânın insan psikolojisi üzerindeki etkisi bu öyküde görülmektedir.

Acı Ceviz’de diğer öykülerden farklı bir şekilde kurgulanmış olan öykü “Çanakkale İçinde” adlı öykünün mekânı Çanakkale’dir. Çanakkale’nin tarihî dokusu, cephede çekilen sıkıntılar, düşmanla verilen mücadele öykü içerisinde ailesine mektup yazan askerin anlatımlarıyla sunulmaktadır. Bir askerin gözünden savaşta yaşananlar ve cepheyle ilgili anlatılanar savaşın zorlu şartlarını okura hissettirmektedir. Anlatımda mekân unsurunun kullanılışı da bu hissi kuvvetlendirir niteliktedir. “Günlerce siperlerden çıkamadık. Her taraf çamur içinde. Çizmelerimize öyle bir yapışıyor ki çamur... Yürümek zorlaşıyor. Toprak suya doymuş artık bataklık gibi.” (Acı Ceviz s. 82-83)

Mekân, olayların aktarılmasında ve kahramanların olay içerisindeki fonksiyonlarının hissettirilmesinde önemli bir unsurdur. Acı Ceviz kitabında yer alan öykülerde dış ve iç mekân kullanımları yoğundur. Öykülerde dış (açık-geniş) mekân anlatımları daha fazla ve ayrıntılıdır. Öykülerin geçtiği dış mekânlar; il, köy, bahçe, bağ, oyun sahaları, sokak, mahalle, cami avlusu, stadyum, lunapark, köy garajı gibi yerlerdir. Acı Ceviz’de iç mekânların kullanımı daha çok kahramanların sosyo-ekonomik ve kültürel konumları hakkında bilgi verici niteliktedir. Bazı öykülerde iç (kapalı-dar) mekânlar insan psikolojisiyle ilişkilendirilerek verilir. Öykülerdeki iç mekânlar şunlardır; köy evi, bahçe evi, dükkân, çay ocağı, kahvehane, okul, sınıf, sağlık ocağı, gecekondu.

İlerlemiş yaşına rağmen iki göz evinde ve ceviz bahçesinde hayata tutunan Emin Dede’nin öyküsünün anlatıldığı ve aynı zamanda kitaba isim olan Acı Ceviz’de iç mekân Emin Dede’nin yaşadığı iki göz evidir. Öykü bu mekânda başlar ve ceviz bahçesinde devam eder. Burası“Bahçe duvarları yer yer yıkılmış. Duvarları aşan çalılar, ağaç dalları, yosun bağlamış taşlar...” (Acı Ceviz s.13) cümleleriyle okura tanıtılır ve öykü dış mekân olarak burada geçmektedir. Emin Dede’nin ceviz bahçesi öyküdeki dış mekândır.

     Yazar mekâna dair özellikleri anlatırken bunu öykü kahramanlarının bulunduğu konumları, yaşam şartlarını daha iyi yansıtmak için de kullanmaktadır. Böylece mekânın işlevselliği artırılmış olur. Acı Ceviz’de Emin Dede’nin kaldığı evle ilgili yapılan kısa tasvir onun tek başına, eski bir evde yaşadığı izlenimini vermektedir. Bunu bir anne ile kızının zorluklara rağmen tek başlarına verdikleri mücadeleyi konu alan “Bir Umut” adlı öyküde de görmekteyiz. Öykü, mekân olarak anne ile kızı Elif’in yaşadığı karanlık ve küçük bir odanın anlatımıyla başlamaktadır. Daha sonra mekân ile o mekâna ait bir eşya arasında ilişki kurularak çevredeki ayrıntılar okur için anlamlandırılır. Annenin hayata küskün olduğu, yüzünde acı ve hüznün izlerini taşıdığı belirtilirken küçük odanın içinde o mekân için olumlu bir etkisi bulunan sobaya dikkat çekilmektedir. Mekâna sıcaklık katıp, anne ve kızını soğuktan koruyan sobanın “için için yandığının” vurgulanması ile annenin hüznüne, acısına bir gönderme yapılmaktadır. Anne tıpkı sobanın yandığı gibi içten içe yanıp, kızı Elif’le yalnız kalışlarına üzülmekte, sınavlara hazırlanan kızının geleceği için endişe duymaktadır.

“Bir Umut”ta iç mekân olan “ev” öykünün varoluş nedenlerinden birisidir. Çünkü anne-kızın kimseye muhtaç olmadan yaşadıkları, onları soğuktan, kardan, kötü şartlardan koruyan tek yer “penceresi büyük kendisi küçük” evleridir. Bu ev/mekânla ilgili tasvir zor şartlardaki yaşamı okura ispatlar tarzdadır. Gecenin sessizliği ve beklentilerin sabırsızlığı ile umut ve karamsarlık arasındaki bir ruh hâlinde olan Elif’in o anki psikolojisi ile mekân ilişkilendirilerek mekâna dair olumsuz algılar ön plana çıkarılmaktadır.“Bir süre tavanda gezindi gözleri. Toprak dam yağmurlu günlerde akardı hep. Sızan yağmur suları tahtalarda iz bırakmış. Hezenlerde yer yer çatlaklar görülüyor. Lambanın olduğu yerde hezen hafiften eğik. Bu evde çocukluğu, ilk gençliği; bu evde iyi günleri, kötü günleri...” (Acı Ceviz s. 50)

Ekmek parası kazanmak için ayakkabı boyacılığı yapan iki küçük dostun öyküsü olan “Şen Boyacılar”daki iç mekânlar; boya malzemeleri satan dükkan ve bakkaldır. Öyküde mekân çeşitliliği çok fazladır. Ayakkabı boyamak için malzemelerini alıp, eksiklerini tamamlayan iki arkadaş para kazanmak için köy garajına giderler. Köy garajından sonra mekân ara sokaklar olur. Daha sonra iki boyacı arkadaş “Ağaçların hışırtısı, bozuk musluktan akan suyun sesi... Serin mi serin cami avlusu.” (Acı Ceviz s. 23) cümleleriyle tanıtılan cami avlusuna gelerek işlerine devam ederler. İki şen boyacının bulundukları mekânlar çok kısa cümlelerle tanıtılmaktadır.

Murat Soyak öykülerinde özellikle mahalle, sokak araları, kapı önleri gibi dış mekânları tercih etmektedir. Bu yerlerle ilgili hemen hemen her öyküde ayrıntılı tasvirler bulunmaktadır. Yazar bu mekânların anlatımını yaparken özellikle zaman unsurunu mekânla bütünleştirerek kullanmayı tercih etmektedir. Bir çay ocağında başlayan “Tespih” adlı öyküde, bir sokağın tasviri öykünün zamanıyla uyum sağlayacak şekilde yapılmaktadır. “Günün son ışıkları... Sokaktaki çocuklar oynamayı bırakmışlar, evlerine doğru koşuyorlardı. Kavak ağaçlarının hışırtısı... Allah boy vermiş bu ağaca, uzadıkça uzar. Kavak ağaçlarının hemen yanında dalları neredeyse yere değen iki söğüt ağacı... Toprak yol, bahçe duvarları, çiçek kokuları... Yorgun argın işten dönenler ve büyük bir sessizlik.” (Acı Ceviz s.26)

Birlik ve beraberlik içerisinde yaşayan mahalle halkını işleyen, eski zamanlarda küçük sokak aralarında yapılan kapı önü sohbetlerinin güzelliğini anlatan “Bizim Mahalle” adlı öyküde, mekân-insan arasında ilişki kurulmuştur. Saha, sokak arası gibi dış mekânlar insanlar arasında iletişimi sağlayan, insanları biraraya geiren özellikleriyle ön plana çıkmaktadır. Öyküde, Ahmet ve arkadaşlarının birlik beraberlik içerisinde oynadıkları, çocukluklarını yaşadıkları, kaynaştıkları yer evlerinin yakınındaki top sahasıdır. Bu dış mekânın insanları birbirine yakınlaştıran, toplayıcı, birleştirici özelliği öyküde sokak aralarında yapılan kapı önü sohbetleriyle de öne çıkarılmaktadır.

Dış mekân anlatımıyla başlayan “Suya Doğru” öyküsü yazarın çevre gözlemlerinde detayları atlamadığını göstermektedir. Bahçe ile ilgili bilgilerden sonra öykü kahramanının “Neler gördü bu ev neler!” (s. 29) dediği, “taşları yerinden oynamış, beyaz badanalı, mavi boyalı tahta kapılı ev” yaşanmışlığın sembolik bir anlatımı olmuştur. Öyküde iki farklı mekân karşılaştırması ile mekân üzerinde insanlardaki, yaşamdaki değişmeye, bozulmaya vurgu yapılmaktadır. Öykü kahramanı şehirden uzakta, toprak yolları olan bahçeli bir evde oturmaktadır. Bu ev ile şehir arasında bir karşılaştırma yapılarak mekânların farklılıkları “bir âlemden başka bir âleme geç[ilmiş]” (s. 32) sözüyle vurgulanmaktadır.

Şehirden uzakta, yıkık bahçe duvarlarının çevrelediği, etrafı ot bürümüş, toprak yolu olan bu yerle; geniş asfalt yolların uzandığı, yeşilden uzak, beton yapıların hâkim olduğu şehir arasında geçmişi hatırlayan kahraman, modernleşmenin getirdiği değişimin olumsuz yanını mekân aracılığıyla anlatmaktadır. Eski günlerdeki gibi bozulmamışlığı, sadeliği ile özlem duyduğu bu şehrin iftar vaktinin de sembolü olan kalesi öykü kahramanı için o mekânı daha da anlamlı kılmaktadır. Öyküde şehirle ilgili yapılan anlatımlar yazarın çocukluğunun geçtiği şehir olan Niğde’yle örtüşmektedir.

“Kimsesiz” isimli öykünün yalnızlığıyla başbaşa kalmış, kimsesiz olan kahramanının kendini çevresinden soyutlaması yazarın yaptığı mekân tasvirleriyle daha da netleşmektedir. İçine kapanan kahramanın büründüğü ruh hâliyle yazarın mekâna dair yaptığı anlatımlar birbirini tamamlar niteliktedir. Öyküde mekân üzerinden kahramanla ilgili ipuçları verilir. “İnsanın günlük yaşamı tamamen mekânla bir etkileşim içinde ilerler” (Şengül, 2010:528). “Kimsesiz” öyküsünde de kahramanın günlük hayatı ve ruhsal durumu mekân üzerinden okura daha etkili bir biçimde sunulur. Öykünün geçtiği mekânı tanıtmak için orada bulunan eşyalar ve çevre tasvir edilirken “sarı yapraklar, sevmediği not defteri, bir garip oda, kırık ayna” gibi olumsuz çağrışım yaratan ifadelere başvurulmuştur. Öyküde ayrıca iç ve dış mekân arasındaki çatışmaya da değinilmektedir. “Yeraltından habersiz yerüstü. Dışarıda arsız, çılgın, ölümü unutmuş bir hayat.” (Acı Ceviz s.53) cümlesiyle okura duyrulan bu çatışma, kahramanın yalnızlığının verdiği ruh hali ile mekânı algılayışının bir sonucudur. Yerüstü; dış mekân, dış âlem, dışarıda kalanlardır. Yeraltı; kişinin kendisiyle başbaşa kaldığı iç mekân, iç dünyası, sadece kendisidir. “Kuru kalabalık. Çal çene. Başka işleri [olmayan]” (s.54) dış mekânın insanları, günlük uğraşları içinde yaşayıp giden, kendilerinin dışında kimsenin farkında olmayan kişilerdir. “Yalancı vitrinler”in ışığıyla büyülenen bu mekâna ait insanlar kahramana göre sevgiyi ve hüznü paylaşmayı bilemeyen, bu nedenle dışarıda, diğer insanlardan habersiz yerüstünde yaşamaktadırlar.

Çok yakın iki arkadaş olan Selim ile Muharrem’in ortaokul dönemlerinin anlatıldığı “Okul Yolu” adlı öykünün mekânı Niğde’dir. Selim ve Muharrem yazın ayakkabı boyacılığı yaparak para kazanır, okul masraflarını karşılarlar. Öyküde okul bahçesi, sokak araları dış mekân olarak kullanılan yerlerdir. Niğde’nin kır bağlarından istasyona kadar olan yolu şu şekilde anlatılır: “Eylül... Yerde sarı sarı yapraklar, ağaçların eski neşesi kalmamış. Kır bağlarından tren istasyonuna doğru uzayıp giden toprak yol. Şehrin kıyısında bir mahalle...Eski bağlar, bahçeler parsellenip arsa olmuş. Yeni yeni binalar yükseliyor” (Acı Ceviz s.56). Dış mekân anlatımlarının daha sık olduğu öyküdeki iç mekân ise Selim ve Muharrem’in sınıflarıdır.

“Kuyu” adlı öyküde, mekân tasvirleri ile öykünün geçtiği mahallede yaşayanların sosyo ekonomik durumları mekâna dair bilgilerle bütünleştirilerek verilir. “Daha çok toprak damlı evler, arada iki katlı çatılı evler de var. Babalar gurbet elde...Geçim derdi, ne yaparsın?” (Acı Ceviz, s.65) Muhittin’in kuyusu bulunan evinin avlusu, okul bahçesi, stadyum, futbol sahası öyküdeki dış mekânlardır. Öykünün en önemli mekânı evin küçük avlusundaki kuyudur. Derin, ürkütücü, karanlık bir boşluk olan ‘kuyu’ ve çevresi öykünün sonlarına doğru olay akışı içerisinde önem kazanan bir yer olur. Kuyunun bu küçük bahçe için önemi şöyle vurgulanmaktadır: “Evin küçük bir bahçesi var. Kuyudan çıkan su ile şenleniyor burası” (Acı Ceviz s.69).

Kuyu; “katmanına varıncaya kadar derinliğine kazılan, genellikle silindir biçiminde, çevresine duvar örülen, suyundan yararlanılan çukur”dur. (Türkçe Sözlük, 2005:1275) Öyküde bahçedeki çiçekleri, ağaçları canlandırdığı için evin şenliği olarak tanıtılan kuyu, derinliği ve karanlığı nedeniyle zihinde olumsuz çağrışımlar uyandırmaktadır. Bu çağrışımlar öykünün sonlarına doğru daha netlik kazanır ve arızayı gidermek için kuyuya inmeye çalışan Muhittin, boşluğa düşerek evlerine hayat veren derin çukurda kendi hayatını sonlandırır.

Simit satarak geçimini sağlayan simitçi teyzenin öyküsü “Ey Hayat” sokaklarda, mahalle aralarında geçmektedir.

Diğer öykülerden farklı olarak “Ana Oğul” isimli öyküde geçen iç mekânlardan birisi “kapıdan girildiğinde insanı sarsan yoğun ilaç kokusu”nun (Acı Ceviz s.97) hâkim olduğu sağlık ocağıdır.

Yazar, “Gün Akşamlıdır” öyküsünde, bir akşam üstü gün batımının kızıllığında eve dönerken kendini, hayatını ve varoluşunu sorgulayan kahramanın hayata bakışını öyküye mekân olarak seçtiği lunapark üzerinden verir. İnsanın, çocukluk döneminin hayatın en güzel çağları olduğunu düşünen kahraman için lunapark “hayat içinde bir hayat” (s. 104) gibidir. Bu mekân; “kötümserliğe, karamsarlığa, hüzne” (s. 104) yer vermez. Havanın kararmasıyla iç sesine daha da kulak veren kahramanın lunaparkı sevmesi başka mekânları arzulamasının haricinde geçmişine, çocukluğuna duyduğu özlemi de ortaya çıkarmaktadır “Hayatın kuralları ne çok ; say say bitmez. Oysa şu lunapark, şu dönme dolap çocukluğun özgür ve sevinçli günlerini hatırlatır.” (Acı Ceviz s.105) diye düşünen kahraman için lunapark hayatın kurallarından ve sıkıcılığından uzaklaşılan, özlem duyulan bir mekândır.

On yedi öyküsünü Acı Ceviz isimli kitabında toplayan Murat Soyak’ın öykülerindeki mekân tasvirlerinin temelinde güçlü bir gözlemin yattığı görülmektedir. Çocukluğunun geçtiği yerlerin, yetiştiği çevrenin kendisinde bıraktığı etkiyi kurgu dünyasında harmanlayan Soyak öykülerindeki mekân tercihlerini de bu doğrultuda oluşturmuştur. Bu nedenle Niğde ve İstanbul öykülerde öne çıkan mekânlardır.


İpek Yıldız

__________________________________________________________________________

* Araştırma Görevlisi, Cumhuriyet Üniversitesi, Eğitim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü. 

 

NOT: Bu makale, 3-5 Mayıs 2012 tarihinde Niğde Üniversitesi tarafından düzenlenen 1. Uluslararası Niğde Dil, Kültür ve Tarih Sempozyumunda akademisyen İpek YILDIZ tarafından tebliğ olarak sunulmuştur. 

 

Kaynaklar:

Andaç, Feridun. (2006). Öyküde Mekân Duygusu. Hece Öykü (17) Dosya: Türk Öykücülüğünde Mekân-1. s.96-98.

Çelik, Behçet. (2006). Hikâye Mekân İlişkisi. Hece Öykü (18) Dosya: Türk Öykücülüğünde Mekân-2. s.121-123.

Hece Öykü. (2006). Dosya: Türk Öykücülüğünde Mekân-1. S.17.

Hece Öykü. (2006). Dosya: Türk Öykücülüğünde Mekân-2. S.18.

Soyak, Murat. (2011). Acı Ceviz. Konya: Romantik Kitap

Soyak, Murat. (2012). Direniş Taşı. İstanbul: Roza Yayınevi

Şengül, Mehmet Bakır. (2010). Romanda Mekân Kavramı. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi. Volume 3/11.

Türkçe Sözlük. (2005). Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.



 

Haberin etiketleri:

muratsoyak, acı ceviz


Haber okunma sayısı: 4592

htmlPaginator

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER